Tekrardan ben :)
Kitabımı artık bitirdim. Ve kitabı asıl değiştiren unsurun artık kitabın sonu olduğunu düşünüyorum. Sanki kocaman bir yalanı okumuşum gibi. Neyse çok meraklandırmadan anlatayım.

Mürşit Bey evlenir ve hayatının asıl hatasını yapar. Kaynanasının ve eşinin yaptığı kötülükleri göremez. Sadece sevgiye susamış bir adam olduğu için tüm kötülükleri iyi görür. Böyle yapması da onu maalesef ki değiştirir. Abdüssamet Bey tarafından uyarılınca artık iyiliklerin arkasına saklanmış olan kötülükleri ayırt edebilir. Kaynanasının ve eşinin aslında sandığı gibi iyi insanlar olmadığını anlar ama bir şey yapamaz. Çocukları gözünde artık kötü bir adamdır. Asla affedilmeyecek bir babadır. Oysa kitap bizi öyle bir şaşırtıyor ve bir noktadan vuruyor ki sonunu okumadan anlayamıyoruz. Bence bu kitap hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını her an her şeyi sorgulayıp öğrenmemizi ve de iyilerin her zaman kazanamayacağını anlatıyor. Mutsuz sonlardan hep nefret etmişimdir ama hayatta böyle maalesef. Hiçbir şeyin sonu güzel bitmiyor. Tıpkı kitaplar gibi. Keşke Zehra babasının onun için katlandığı her şeyi babası yaşarken bilseydi. Ya da ölüm döşeğindeki babasını hiçbir şey demese bile son kez onu kucaklasaydı. Belki bu her şeyi anlatabilirdi. Sadece kalpleriyle anlaşabilirlerdi. Bir kez daha ön yargılı olmamız gerektiğini hatırladım. Ön yargı bu kitapta olduğu gibi bir kızı babasından sonsuza dek ayırabildi. Ne kadar canı yansa da Zehra bu hayatta çıkarabildiği en iyi dersi öğrendi. Acımayı anladı. İnsanların aklında mutlu sondan ziyade mutsuz son daha kalıcı olurmuş. Sanırım bende de öyle olacak :)
Umarım kimse yakınındaki kötülüğü göremeyecek kadar iyi olmaz.
Bir daha ki blogumda görüşmek üzere :)